afad 4
afad 4

cnn.fw
cnn.fw

bir_aşk_hikayesi
bir_aşk_hikayesi

afad 4
afad 4

mega 1.jpg
1409475896575.jpg
Logo-de-la-Commission-Europeenne.fw.png
emsc.png
usgs.jpg
afad.jpg
kandilli.png
volcan.png

GÜNEŞ TE DELİK VE JEOMANYETİK FIRTINALAR

 

Güneş Lekesinin yapığı patlama NASA’nın SOHO uydusu üzerindeki LASCO, MDI ve EIT kameraları ile görünebilir. Güneş patlaması, Güneş lekelerini oluşturan manyetik ilmek üzerindeki plazmanın, manyetik konfigürasyon değişimi nedeniyle ani olarak salınması ile oluşur.
 

Güneş lekeleri Güneş yüzeyi üzerinde yoğunlaşan manyetik alanlardır. Siyah bölgeler olarak görülen bu lekeler geçici olaylardır. Orta büyüklükte bir Güneş lekesi aşağı yukarı dünya kadar büyüktür. Güneş üzerinde oluşan bu lekeler günler, hatta haftalar boyunca izlendikten sonra yok olurlar. Lekeler, şiddetli manyetik alanlar Güneş yüzeyinde belirdiğinde ortaya çıkarlar. Bulundukları alanın sıcaklığını 6000°C den 4200°C ye kadar düşürürler, bu nedenle lekenin bulunduğu alan çevresine göre daha koyu bir bölge olarak görülür.

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Enerji salınımı bakımından Güneş yüzeyi üzerinde meydana gelen en şiddetli olaylardan biri geçici enerji boşalmaları olarak tanımlayabileceğimiz Güneş patlamalarıdır.
 

Bunlar Güneş sistemimizde gözlenen, en şiddetli patlama olaylarıdır. Hiroşima’ya atılan bombanın yaklaşık 40 milyon katı bir enerjiye sahiptirler. Çok güçlü manyetik alanların parçalanmaları ve yeniden birleşmeleri patlamaların oluşması için gerekli olan ilk enerji kaynağını oluşturur. Gamma ışınım, X-ışınım, görsel ışınım ve radyo ışınım gibi elektromanyetik spektrumun hemen hemen her dalga boyunda ışınımda bulunurlar. Bu ışınları özetleyecek olursak şöyle diyebiliriz. Radyasyon veya ışınım, elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar biçimindeki enerji yayımı ya da aktarımıdır. “Radyoaktif maddelerin alfa, beta, gama gibi ışınları yaymasına’’ veya “Uzayda yayılan herhangi bir elektromanyetik ışını meydana getiren unsurların tamamına’’ da radyasyon denir. Bir maddenin atom çekirdeğindeki nötronların sayısı, proton sayısına göre oldukça fazla ise; bu tür maddeler kararsız bir yapı göstermekte ve çekirdeğindeki nötronlar alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar yaymak suretiyle parçalanmaktadırlar. Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan maddelere radyoaktif madde denir.
 

Güneş atmosferinin en dış katmanı korona çok güçlü manyetik alanlarla yapılanmıştır. Kapalı bir yapıya sahip olan bu manyetik alanlar, genellikle Güneş leke gruplarının üzerinde gelişen olaylarla birdenbire açık duruma geçebilirler. Şiddetle gelişen bu olaylar sırasında ivmelenen Güneş maddesinin hızı Güneşin çekim alanından kurtulmak için gerekli hıza (618 km/s) eriştiği andan itibaren koronal kütle atımı başlar. Büyük koronal kütle atımları sırasında atılan Güneş maddesi 10E16 gram mertebesindedir. Bu aniden gelişen çok şiddetli patlama sırasında söz konusu madde 700-1000 km/s lik hızlarla ivmelenir. Yüklü parçacıklardan oluşmuş olan bu Güneş maddesi yolu üzerindeki gezegenlere ve uzay araçlarına çarpmak üzere hızla gezegenler arası ortama yayılır. Koronal kütle atımları genellikle bağımsız gelişen olaylar olmakla birlikte zaman zaman da Güneş patlamaları sırasında gözlenirler.


Manyetik Alan

Güneş sürekli bu parçacıkları kaybetmektedir; parçacıklar “solar rüzgâr” olup uzayda yol almaktadır. Bizim manyetik alanımız dünyanın çevresinde bulunan bu parçacıkların birçoğunu yönlendirir. Şurası önemlidir: Bu parçacıkların ancak küçük bir bölümü dünyanın yüzeyine ulaşır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Manyetosfer dinamik bir yapıya sahiptir. Güneşten gelen Güneş rüzgârıyla enerji kazanan magnetosferin içerisinde dinamizmi harekete geçiren süreçler başlamaktadır. Bu sürecin dünyada gözlenen sonucu manyetik fırtınalardır. Ayrıca Güneş aktivitesinin değişimine bağımlı olarak kutup ışıması (Aurora) ve proton olayları da gözlenen sonuçlardandır.
 

Büyük Güneş patlamalarının ardından 30 dakika içerisinde enerji yüklü protonlar dünyaya ulaşmaktadır. Enerji yüklü parçacıkların (çoğunlukla protonlar) sağanağı altına giren magnetosfer bu parçacıkların bir kısmını yakalayarak daha da hızlanmalarına yol açmaktadır. Hızlanan bu protonlar atmosferin üst katmanlarına kadar sızmaktadırlar.
 

Güneş patlamalarının yeryüzünde birçok zararları vardır. Ben bunlardan en fazla biyolojik zararları üzerinde yazmak istedim. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesinin makalesine göre giderek artan sayıda örnek, biyolojik sistemlerin jeomagnetik alandaki değişimlerden etkilendiğine dair işaretler taşımaktadır. Yapılan araştırmalarda fiziksel olarak stres altında bulunan bazı biyolojik sistemlerin jeomagnetik alandaki çalkantılara tepki gösterdiği sonucuna varılmıştır. Bu alandaki çalışmaların artması Uluslararası Radyo Bilim Birliği (URSI=Internationale Union of Radio Science) içerisinde tıpta ve biyolojide elektromanyetik adı altında yeni bir komisyonun kurulmasına öncülük etmiştir. Güneşteki değişimlerin biyolojik sistemlerde bozulmalara yol açmasıyla ilgili belirtilerden biri de, göçmen kuşların göç sırasında yön bulma yeteneklerinin bozulmaya uğramasıdır. Güvercinlerin, yunusların ve balinaların sinir sistemlerinde yuvalanmış küçük manyetik mineral birimlerinden oluşmuş doğal pusulaları vardır. Yön belirlemede kullandıkları yöntemlerin belki en esaslı olanı değildir ama yapılan bir çok gözlemde göç eden güvercin gruplarından, geri dönüşler sırasında jeomagnetik fırtınaya yakalanmış olan gruplarda çok sayıda güvercinin geri dönmediği saptanmıştır.
 

EM yani elektromanyetik dalgaların insanlar üzerindeki etkileri de çok fazladır. Hele romatizması olan kişiler vücutlarındaki değişik bölgelerde hissettikleri ağrıları o denli iyi incelemişlerdir ki ne zaman ve nerede ne kadar kuvvette deprem olacağını dahi kestirebilme durumuna geliyorlar.

Benim başkanı olduğum GeoCsomo nun kurucusu Prof Dr Freund ile Viyana da çalışan Prof Duma güneş rüzgârlarının depremleri tetiklediklerine dair makale ilgimi çekti.

İyonosferde güneş rüzgârları elektrik akımı üretir. Dünya yüzeyinde, bu akımlar manyetik alan dalgalanmalarına sebep olurlar. Dünya’nın iç kısmına nüfuz eden bu dalgalanmalar elektrik akımlarına sebep olurlar J ve Dünya manyetik alanı B’nin varlığında, Lorentz kuvveti F = J x B olarak bilinen elektromanyetik bir kuvvet üretir.

Lorentz kuvveti, fizikte, özellikle elektromanyetizmada, elektromanyetik alanların noktasal yük üzerinde oluşturduğu elektrik ve manyetik kuvvetlerin bileşkesidir. Eğer q yük içeren bir parçacık bir elektriksel E ve B manyetik alanın var olduğu bir ortamda v hızında ilerliyor ise bir güç hissedecektir. Oluşturulan herhangi bir kuvvet için, bir de reaktif kuvvet vardır. Manyetik alan için reaktif kuvvet anlamlı olmayabilir, fakat her durumda dikkate alınmalıdır.

F = qE + qv × B

Modern Maxwell denklemleri elektrik yükü taşıyan parçacıkların ve akımların veya yüklü parçacıkların hareketinin, elektrik ve manyetik alanı nasıl oluşturduğunu tanımlarken, Lorentz kuvveti kanunu elektromanyetik alanın hareket eden yüklü parçacığın üzerinde yarattığı kuvveti tanımlayarak, resmi tamamlamaktadır. Lorentz kuvveti E ve B’nin yüklü bir parçacık üzerindeki etkisini tanımlamaktadır. Ancak bu elektromanyetik kuvvetler bütün resmi kapsamamaktadır.

Yüklü parçacılar, muhtemelen yerçekimi ve nükleer kuvvetler gibi diğer kuvvetlerle eşleşmişlerdir. Bu nedenle Maxwell denklemleri diğer fizik kanunlarında ayrı tutulamaz ve yük ve akım yoğunlukları vasıtası ile ilişkilendirilmişlerdir. Nokta yükün Lorentz kanununa verdiği tepki işin bir yönü iken, E ve B’nin akımlar ve yükle nedeni ile oluşması diğer yönüdür.

Gerçek malzemelerde Lorentz kuvveti yüklü parçacıkların davranışını tanımlamakta, hem prensip olarak hem de hesaplama olarak yetersiz kalmaktadır. Bir malzeme ortamında, yüklü parçacıklar hem E’ye hem de B’ye tepki verirler ve ayrıca bu alanları oluştururlar. Karmaşık taşınım denklemleri yüklerin zaman ve uzaydaki tepkilerini belirlemek için çözülmelidir. Örneğin, Boltzman denklemi, Fokker-Planck denklemi veya Navier-Stokes denklemi gibi. Magneto hidrodinamik, akışkanlar dinamiği, elektro hidrodinamik, süper-iletkenlik, yıldız oluşumu gibi konular incelenebilir. Bu konuları irdeleyecek fizik donanımları (kanunlar, denklemler ve matematik vb..) geliştirilmiştir. Bu amaçla Green-Kubo ilişkileri ve Green denklemleri (çoklu gövde teorisi) incelenebilir.

Kp index değişimleri (manyetik alanın küresel sapmaları ki dünyada 13 manyetik gözlemevi mevcut ve Kp index bu verilerin ortalamalarını ölçmeye çalışır) aşağı yukarı 28 gün içerisinde resimde görüldüğü gibi 3 deprem üzerinden hesaplanmıştır. Japonya daki Kumamoto, İtalya daki Aquila ve Meksika daki Chiapas depremleri..

Günümüzde, Global Seyrüsefer Uydu Sistemleri (GNSS) iyonosferin izlenmesinde ve Toplam Elektron İçeriğinin (TEC) belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılmaktadır. GPS uyduları, dünya’nın yörüngesinde konumlandırılmış sensörler gibi kullanılarak uzay iklim koşullarının araştırılmasında kullanılmaktadır. Bu çalışmada, uzay iklim koşullarının iyonosferik VTEC değişimlerine muhtemel etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Orta-enlem bölgesinde seçilen IGS istasyonlarından 14 Şubat – 30 Haziran 2015 tarihleri arasındaki GPS gözlemlerinden elde edilen VTEC değişimleri incelenmiştir. Global İyonosfer Haritaları (GIM-TEC) kullanılarak hesaplanan VTEC değişimlerinin güvenirliği test edilmiştir. VTEC değişimlerindeki anormallikler çeyrekler arası hareketli ortanca yöntemine göre belirlenmiştir. Uzay iklim koşullarının izlenmesi amacıyla kullanılan Kp, Dst, F10.7, proton yoğunluğu ve altı farklı ölçekteki proton akısı indis değerleri, Goddard Uzay Fiziği Veri Tesisinin OMNI web ara yüzünden indirilmiştir. VTEC analiz sonuçları incelendiğinde, Güneş aktivitesi indisleri (F10.7, proton yoğunluğu ve proton akısı) ile jeomanyetik aktivite indisleri (Kp ve Dst) değişimlerinin VTEC değişimlerini etkilediği görülmüştür.

Güneş patlamaları, güneş rüzgârları, proton ağırlığı ile Kp anormallikleri bir araya getirilip büyük depremler ile istatistiksel sonuçlar elde edilmiştir.

Bu araştırmalar sadece Lorents kuvvetinin faylarda dengesizlik yaratması üzerine hesaplanmıştır. Lakin dünyamız güneş fırtınaları esnasında sadece elektromanyetik fırtınalara maruz kalmayıp bir yığın gaz parçacıklarının da etkisi altında kalmaktadır.


 

Anormal iyonize bulutların oluşumu...
Atmosferde 20 bin çeşit bulut mevcuttur. Bulutların şekilleri önemli değildir ve yanıltıcıdır. Bulutların HAREKETLERİ önemlidir. Meteorolojik kurallara uyup uymadıkları öenmlidir. Duran bulut kitlesi ''istasyoner'' olabilir, karıştırmamak lazımdır. Uydulardan bakıldığında, 1) Bulutlar hareket ederken, bir bulut kitlesinin harket eden bulutların tam ortasında duruyormuş gibi gözükmeleri, 2) Bulutsuz veya az bulut olan bir bölgede bir noktadan yükselen ince çizgi gibi bulutlanmanın saatlerce devam etmesi, 3) Orta tabaka bulutların, iyelim ki alto stratus, veya nimbo stratusların altında tam o bulutlara yanlarda 180 derece açı bırakarak ters yönden hareket eden bulutlanma olursa ki dikkat occlusion cephe olmasın, işte bu üç olaydan birisi olursa BELKİ orada bir iyopnizasyon olabilir demektir. 

coronalhole_sdo_blank.jpg
c9_strip.jpg
solar.jpg

NASA Ames’teki laboratuarlarda gerçekleşen deneylerle başlamıştı ve deneylerden şu sonuç alınmıştı.

 

Tektonik güçler yeryüzündeki levhaları veya levha parçalarını birbirlerine ittikçe, kayaların bazı kısımlarında stres oluşturuyor. Bu itmeler eğer sabit hızda olursa, stres doğrusal olmayan şekilde artıyor; yani bir yerden sonra aşırı derecede artıp depreme sebep oluyor. Fakat depremi oluşturan bu geri dönüşümü olmayan noktaya gelinmeden önce, kayaların stres altındaki yerlerinde “positive hole charge carrier” denilen, kayaların içinde rahatça dağılabilen elektronik şarjlar ortaya çıkıyor.*

 

Bu parçalar yüzeye geliyor ve yer yüzeyinde çok yüksek elektrik alanı oluşturuyorlar. Bu yüksek elektrik alanlarının yüksek voltaj yüklü alanlar ile aynı olmadığını belirtmek lazım.

Çünkü elektrik alanını hesaplamak için, voltajı uzaklığa bölmek gerekiyor. Voltaj sadece birkaç volt olsa bile, uzaklık kısa olursa (mesela birkaç nanometre kadar), oluşan elektrik alanı santimetre başına bir milyon volt’a eşit oluyor. Bu miktar, havanın yeryüzüne elektron vererek iyonize olmasını sağlamak için yeterli bir miktar. Pozitif yüklü iyonlar havaya karışıyor ve sürüklenerek veya konveksiyon ile atmosferde yukarıya çıkıyor. Bu iyonlardan her birinin üzerinde bir su taneciği yoğunlaşabilir. Fay hattı üzerinde bulutların oluşup oluşmayacağını, nerede ve ne zaman oluşacağını belirleyen çok önemli bir kriter, havanın yüksekliğe bağlı olarak nemi ve sıcaklığıdır.

 

* (“positive hole”, elektronların eksilmesi ile oluşuyor. Elektron eksikliği, eklenmiş bir pozitif şarj ile aynı etkiyi yapıyor ve bu “delikler” elektrik alanlarında pozitif şarjlar gibi davranıyor).

 

İyonize deprem bulutlarının meydana gelebilmesi için rutubet-nem şarttır. Yoksa 6.0 kuvvetindeki bir deprem dahi deprem bulutları yapmayabilir. İkinci önemli husus da depremin merkezi en aşağı 25 km civarı olabilmeli ki bozuk elektronlar yeryüzüne çıkabilsinler.

precursors 2.fw.png
BULUT 2.fw.png
BULUT 3.fw.png

Yukarda görüldüğü gibi Marmara bölgemizin batısında iki ayrı örnek veriyorum. Depremin derinliği az bile olsa peroxy nin yeryüzüne çıktığı noktada eğer yeterli kadar nem oranı yoksa, ki sol resimde 30% diye bir örnek verdim, atmosfere dağılmaya başlayan artı ve eksi iyonlar nemle karşılaştıkları zaman anormal ve meteorolojik olmayan bulutlar yaparlar. Bu bulutlar meteorolojik sirkülasyona ters düşer bir şekilde hareket ederler.

Sağdaki resimde ise depremin derinliği çok olursa yani 90 km veya daha derinliği gibi, o zaman iyonların yeryüzüne ulaşması zordur. Yani nem çok bile olsa ya hiç, ya da çok az miktarda anormal bulutlar görülebilir. Burada unutmamak gerekir ki, yapılan testlerde peroxy olayının yer altında yol buldukça ilerlediği görülmüştür. Bu ilerleme  aynı zamanda yukarı doğru çıkmakta ise o zaman deprem merkezinden birkaç yüz km uzaklıkta o iyonize bulutlar yer alabilirler. Bu durumda fayları çok iyi bilen bir yer bilimciyle ortak çalışmak lazım diye düşünüyorum... Bu deprem merkezinin alçak atmosferle olan ilişkisi çok kompleks ve derin bilgi ve araştırma gereken bir konudur. Düşünüldüğü kadar basit değildir. Ama araştrımaya son derece değer.  

CUMHURİYET.jpg
nasa photo.fw.png

6 Şubat 2015 tarihinde Geocosmo nun NASA daki laboratuvar çalışmalarımızı filme aldım. 

Artık deprem mekanizması denince sadece tektonik olaylar dışında deprem ön sinyallerini de mekanizmaya ilave etme zamanı geldi ve geçti bile. Tektonik teorisi kaybedilmiş bir dava olmamakla beraber hala bugün depremlerin ne zamanı, ne kuvveti ne de yeri bilinmemektedir. Tarihe bakarak deprem kestirimi yapmak tam bir zırvalamaktır. 

Deprem konusu her ne kadar jeoloji dalının önemli bir konusu olsa bile, sonuç alınamadığı için diğer bilimsel disiplinler tarafından müdahele edilmelidir.

İşte bizler bunu yaptık. Jeofizik, meteoroloji, kimya, atmosfer fiziği vb gibi bazı bilim dalları tarafından bugün depremlerin yerini, kuvvetini ve zamanını bulmak için çalışıyoruz. Başarı yakındadır.